Gelenekten Gelen Lezzet: Ceyhan’da El Yoğurulan Çiğ Köftenin Son Ustalarından
Adana’nın Ceyhan ilçesinde geleneksel lezzetlerin izini sürenler için dikkat çekici bir durak var. Mavi Radyo Gazetesi’nin “Kaybolan Meslekler” serisine konuk olan Ali Sarı, namı diğer “Ali Dayı”, çiğ köfteyi modern üretim anlayışından uzak, tamamen geleneksel yöntemlerle hazırlayarak mesleğini yaşatıyor.
Ceyhan’da çiğ köfteyi makine kullanmadan, tamamen el emeğiyle yoğuran tek işletme olduğunu belirten Ali Sarı, “yeni nesil çiğ köfte” olarak tanımladığı etsiz Adıyaman usulünü tercih ediyor. Üretim sürecinde aceleye yer vermeyen Sarı, köfteyi çoğu zaman bir gün önceden hazırlayıp dinlendirerek servis ediyor. Bu yöntem, lezzetin oturmasını sağlarken ürünün kıvamını da belirgin şekilde artırıyor.
Lezzetinin sırrını doğallıkta bulan Ali Dayı, yapay koruyucu kullanmadığını özellikle vurguluyor. Ona göre çiğ köftenin hem tazeliğini hem de aromasını koruyan en önemli unsur, bol miktarda kullanılan zeytinyağı. Bunun yanı sıra mutfağında yalnızca geleneksel ev baharatlarına yer vererek müşterilerine “ev usulü” bir deneyim sunuyor.
İşine yalnızca fiziksel emek değil, manevi bir anlam da yükleyen Sarı, çiğ köfte yoğururken ayet ve dualar dinlediğini, bu şekilde işine sevgisini kattığını ifade ediyor. Bu yaklaşım, onun üretim sürecine verdiği önemi ve mesleğine duyduğu saygıyı ortaya koyuyor.
İşletme anlayışında da farklı bir çizgi benimseyen Ali Dayı, dükkânında asitli içecek bulundurmuyor. Bunun yerine ayran, şalgam ve su gibi geleneksel içecekleri tercih ederek sunduğu lezzeti tamamlıyor.
Esnaflık ahlakını ise çocukluk yıllarında öğrendiği bir öğütle tanımlıyor: “Müşteri görmese bile hatanı sen biliyorsun.” Bu anlayışla hareket ettiğini belirten Sarı, vicdanen içine sinmeyen hiçbir ürünü müşterisine sunmadığını dile getiriyor.
50 yaşın üzerinde olan ve aslen Ceyhanlı Ali Sarı, çiğ köftecilik mesleği üzerinden hem bir lezzet geleneğini hem de unutulmaya yüz tutmuş esnaflık değerlerini yaşatmaya devam ediyor. Onun hikâyesi, hızlı tüketim çağında sabrın, emeğin ve doğallığın hâlâ karşılık bulduğunu gösteriyor.







