Zülfü Livaneli’nin 35 Yıllık “Erken Uyarı” Sinyalleri Kitaplaştı: “Üç Kutuplu Türkiye”

Zülfü Livaneli’nin 35 Yıllık “Erken Uyarı” Sinyalleri Kitaplaştı: “Üç Kutuplu Türkiye”

Zülfü Livaneli’nin 35 Yıllık “Erken Uyarı” Sinyalleri Kitaplaştı: “Üç Kutuplu Türkiye”

Türk edebiyatının, müziğinin ve düşünce dünyasının usta ismi Zülfü Livaneli, 1990’lı yıllardan bu yana Türkiye’nin toplumsal yapısına dair geliştirdiği özgün teorisini ve öngörülerini “Üç Kutuplu Türkiye” başlığı altında bir araya getiriyor. Kitap, Türkiye’nin son otuz yılına ayna tutarken geleceğe dair hayati uyarılar barındırıyor.

Geleceği Okumak 

Livaneli, bu kitabında sadece verilerle değil, derin bir sezgiyle toplumun yönelimlerini analiz ediyor. Kitap, Türkiye’nin geleneksel sağ-sol ayrımından sıyrılarak nasıl siyasal İslam, Türk milliyetçiliği ve Kürt hareketi ekseninde üç ana mıknatıs tarafından çekilen bir yapıya dönüştüğünü kanıtlarıyla (somut örneklerle) ortaya koyuyor.

Livaneli’ye göre bu durum, ülkemizi sadece siyasi bir rekabete değil, çok daha tehlikeli olan bir duygusal bölünmeye sürüklemiş durumda.

Kissinger’dan Anadolu’nun Kadim Kültürüne 

Eserde, Livaneli’nin Henry Kissinger ile yaptığı ve Ortadoğu’nun kaderini belirleyen “Osmanlı haritası” üzerine kurulu stratejik itiraflar, Yaşar Kemal’in de içinde yer aldığı çarpıcı anektodlar yer alıyor. Kitap, kutuplaşmanın panzehiri olarak Anadolu’nun kadim uzlaşma kültürünü, Cumhuriyet’in kurucu değerlerini ve demokratikleşmesini, birey ve grup haklarının tanınmasını, herkesi güvenceye alan anayasal bir hukuk devleti ilkelerini ve insan haklarını işaret ediyor. 

Livaneli Vakfı tarafından yayımlanan Üç Kutuplu Türkiye, Zülfü Livaneli’nin 1990’ların başından bu yana yazdığı köşe yazıları taranarak Selçuk Avar tarafından İnkılâp Kitabevi katkılarıyla yayına hazırlandı.

Arka kapak

“Bugün gelinen noktada, Türkiye'nin derin bir kutuplaşma yaşadığı ve duygusal olarak üçe bölündüğü açıkça görülmektedir. Bu durumun taşıdığı temel tehlike, ekonomi politikaları, dış politika ve kültür gibi modern siyaset alanlarında farklılaşabilecek iki yapının (sağ ve sol) yerini, binlerce yıla dayanan dini, etnik ve milliyetçi ayrımların almasıdır. Bu tür ayrışmalar, ülkenin bütünlüğünü tehdit ederek potansiyel bir bölünmeye yol açabilir. Bizler, ülkenin bölünmesine karşı çıkarak, Türkiye'de yaşayan her kesimin insan haklarına uygun şekilde birinci sınıf yurttaş muamelesi görmesini, yargının herkese eşit uygulanmasını ve kültürel haklarının tanınarak diline ve kültürüne saygı duyulmasını savunduk. Zamanında ‘bölücülük’ olarak nitelendirilen ve suçlandığımız bu yaklaşım, aslında demokratik, daha bütünleşmiş, çağdaş, gelişmiş ve herkesin refahına yönelik bir Türkiye inşa etme çabasıydı. Son dönemlerde Türkiye üç kutbu bir araya getirmenin formülleri ile çalkalanıyor. Ama bu geçmişe göre daha zor ve karmaşık yollardan geçmeyi gerektiriyor. Halbuki iş hiç bu noktalara gelmeyebilirdi.”

Önceki Haber Akıntıya Karşı Yüzen Hafıza: Adana’nın Spor Mirasına Adanmış Bir Ustalık Eseri
Benzer Haberler